kültür - sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kültür - sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Haziran 2012 Cumartesi

harika...


objektifinize sağlık kemal bey ,muhteşem çekimler olmuş..

7 Nisan 2012 Cumartesi

19 Şubat 2012 Pazar

30 Aralık 2011 Cuma

davet...

    • "BENİM GÜZEL KENTİM" FOTOĞRAF SERGİSİ


    • Ne zaman
      Pazartesi, 13:00 - 6 Ocak 2012 Cuma, 17:00
  • Nerede
    ÇİFTLİKKÖY KÜLTÜR MERKEZİ, Belediye No:15 Çiftlikköy, Yalova, Turkey



  • Sevgili Sanat severler,
    GaziAbdurrahman İlköğretim Okulu Öğrencilerinin çalışmalarından oluşan, Teknoloji ve Tasarım Öğretmeni İlhan AYDAN'ın hazırlamış olduğu "BENİM GÜZEL KENTİM" adlı, ana teması Çiftlikköy ve YALOVA olan fotoğraf sergisinde sizleride aramızda görmek isteriz.

    Yer:ÇİFTLİKKÖY KÜLTÜR MERKEZİ(SERGİ VE KOKTEYL )
    Tarih:02.01.2012/06.01.2012
    Saat:13:00 (Açılış)

    bu ay etkinlikler epey yoğun...hadi bize kolay gelsin..iyi eğlenceler,bol paylaşımlar..

9 Haziran 2011 Perşembe

dost????

Cahil ile dost olma
İlim bilmez, İrfan bilmez, Söz bilmez, Üzülürsün

Saygısızla dost olma
Usul bilmez, Adap bilmez, Sınır bilmez, Üzülürsün

Aç gözlü ile dost olma
İkram bilmez, Kural bilmez, Doymak bilmez, Üzülürsün

Görgüsüzle dost olma
Yol bilmez, Yordam bilmez, Kural bilmez, Üzülürsün

Kibirliyle dost olma
Hal bilmez, Ahval bilmez, Gönül bilmez, Üzülürsün.

Ukalayla dost olma
Çok konuşur, Boş konuşur,Kem konuşur, Üzülürsün.

Namertle dost olma
Mertlik bilmez, Yürek bilmez, Dost bilmez, Üzülürsün.

ŞEYH EDEBALİ

10 Kasım 2010 Çarşamba

"10.11.10" "On''ların içinde "O"nsuz bir gün...

1881 - ....


sevgi ve minnetle....

18 Ekim 2010 Pazartesi

aklın yolu bir...

Zevkli bir kadına rastlarsanız zevkiniz,bilgili bir kadına rastlarsanız billginiz ,zeki bir kadına rastlarsanız zekanız gelişir.Hayat kat kattır.Babil''in Asma Bahçeleri gibi teraslar halinde yükselir ve bir terastan bir terasa sizi kadınlar götürür.Ve bugün durduğunuz teras , seyrettiğiniz manzara ,gördüğünüz hayat yanınızdaki kadının terası ,manzarası ve hayatıdır...unutmayın Hayatınız seçtiğiniz kadındır...

12 Ekim 2010 Salı

AFFETMENİN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ

Nefreti aşmanın tek yolu var: Affetmek.
Başkalarını affettiğimizde biz özgürleşiriz.

Nefret yaşamdan zevk almamızı, insanların güzel yanlarını görmemizi engeller.
Hiç kimse saf iyi ya da saf kötü değildir.

Salt kötülükleri görmek bir süre sonra şüphe, depresyon ve umutsuzluk denizinde boğar insanı.
Nefret dolu bir yaşam, mutsuz bir yaşamdır.

Affetmek insanı derinleştirir.
Affetmek için, insanın ruhsal ve zihinsel olarak kendisini hazır hissetmesi gerekir.

Çünkü affetmek bir seçimdir.
Kimsenin zorlamasıyla affetmek mümkün değildir.
Affetmek bir süreçtir. Birdenbire affedişler bile bir sürecin ürünüdür.
Affetmeyi seçtiğinizde kimse size borçlanmayacaktır.
Yani koşullu affetme yoktur.

Diğer insanın da sizi affetmesini, değişmesini veya sizin istediğiniz gibi olmasını beklemeyin.

Affetmek bir seçimdir.
Amacı sizin rahatlamanızdır, sizin özgürleşmenizdir.
Nefret duyduğunuz kişinin yaşıyor ya da ölmüş olması sizin affetme sürecinde duyduğunuz acıların yoğunluğunda bir farklılık yaratmayacaktır.

O acılar sizin acılarınız.
Affetmek kolay değildir.

Fakat özgürleşmek için gereklidir.
Çoğu insan affetmenin nefret ettiği kişiyi suçsuz ya da haklı bulduğu anlamına geleceğini sanır. Oysa affetmek, geçmişteki anıların boyunduruğundan kurtulmak, yaşamımızı kontrolü altında tutmasına son vermek demektir.

Affetmek, o kişiyi sevmek değil.
Affetmek, o kişiyle konuşmak zorunda olmak değil.
Affetmek, o kişiyle ilişkiyi sürdürmek değil.
Affetmek, o kişinin beklentileri doğrultusunda davranmak değil.
Affetmek, o kişiyi kucaklamak değil.
Affetmek, o kişiyi suçsuz bulmak değil.
Affetmek, o kişiyi haklı bulmak değil.
Affetmek, o kişinin verdiği zararları telafi etmek için çaba göstermemek değil.

Affetmek kırgınlığın, kızgınlığın, nefretin hapishanesinden özgürlüğe çıkmaktır.

Affetmek artık acıyı hissetmemektir.Yapılanları zihinsel olarak unutmak zaten mümkün değildir.

"Duygusal unutma" affetmenin diğer adıdır.

ALINTIDIR



hilal hocam,canım ekip arkadaşım tşk.ler...

14 Eylül 2010 Salı

geçmiş olsun...


bu kaçıncı kaza..ido kaptan alırken hangi kriterlere bakıyor merak ediyorum..2 arkadaşımda yolcu idi.şükür birşeyleri yok..tabi korku, panik havasını saymazsak..
18.30 da kartaldan kalkan deniz otobüsü19.10 da yalova iskelesine yanaşacağına ,resmen iskeleye çıkmış... diğer yaralılara geçmiş olsun diyorum..
istanbul a gitmek için deniz otobüsünü tercih ediyorum..yenikapı-yalova ya pek işim düşmüyor..ama yalova -kartal ya da yalova- pendik le sık yolculuk ediyorum..
kazalar bir yana bi sorunumuz daha varki geçen basında da çıktı..ido da sürekli tek kanal tv izleniyor..yaklaşık kartal 35 dak..pendik45 dak..bu yolculuk süresince
yolcuları tek kanal izlemeye mecbur tutan bu zihniyeti kınıyorum..kapatmayı da kabul etmiyorlar üstelik:))
oğlumun düğün hazırlıkları için bugünlerde istanbul a sık gideceğim,tabiki ido ile..ne diyeyim allah beni ve yolcuları korusun ,

23 Ağustos 2010 Pazartesi

yeğenimin sesinden

göksu nun çok güzel sesi var..hem çalıyor ,hem söylüyor.. seneye öss ye girecek ve aile olarak bizler ,hocaları ondan türkiye derecesi bekliyoruz..

17 Mayıs 2010 Pazartesi

koşulsuz HAYIR....


rahmetli babamın bir sözü vardı..kardeşim ve beni alır karşısına, saatlerce sohbet ederdik..ne mutlu anlarmış onlar..konu hakkında düşüncemizi -ona karşı da olsa söyleyebilmemizi çok severdi.tabiki saygıyla..seni çok özlüyorum baba..sarı kızın -kara kızın senin kızın olmaktan gurur duyuyor...

zeki abinin son yazısını okuyunca babamın o dilinden düşürmediği söz geldi aklıma

inanma insanların samimiyetine
menfaat için gelirler vecde
vaat etmese cennetini
allaha bile etmezler secde...


aksa nın yalova için yaptığı yardımlar bu sözü doğruluyor.. bikaç okula ,derneğe vs..yardım yaparak insanların yaşamlarını çalmaya kimin ne hakkı var

http://www.yalova77.com/koseyazisi/593/zeki-ocal/yalova-dan-aksa-k-temsil-heyeti-ne.html

9 Mayıs 2010 Pazar

kelimelerin dansı...

canım arkadaşım sem in eşi, ağabeyimiz yazılarına nihayet tekrar başladı.. gerçekten özlemişiz..



Zeki ÖÇAL

" Yazarın biyografisi "

Nüfus Kâğıdı

17 Nisan 2010 Cumartesi
Okunma sayısı : 187

"Beni satmayacak bir avukat arıyorum" diye lâfa girdi.


On iki ya da on üç sene öncesi, Yalova da bir kurumun alt yapı işlerini üstlenen müteahhit firmanın, iş güvenliği önlemleri konusunda işi ciddiye almaması nedeniyle meydana gelen toprak çökmesi sonucu göçük altında kalarak ölen iki işçiden genç olanın babasıydı. Altmış yaşlarındaydı; orta boylu, seyrelmiş saçlarının genişlettiği alnındaki boncuk boncuk terleri mendiliyle silmeye çalışıyordu.
Diri diri toprağa gömülen yirmi iki yaşındaki çocuğunun hesabını sormaya (!) gelmişti, yüzlerce kilometre ötedeki şehrinden. Yuvalarının içinde, ateş saçarak fıldır fıldır dönen gözlerinden, hırsla açılıp kapanan burun kanatlarından, bu işin sonuna kadar gitmeye fevkalade azimli (!) olduğu anlaşılıyordu.


Hatta, " Karşısına Cumhurbaşkanı - konuyla ne ilgisi varsa- bile çıksa takmayacağına!!!, sonuna kadar gideceğine" , ilişkin kararlılığını (!) boğazından çatlayarak çıkan paslı gaz tenekesi tınısında bir sesle de te'yid etmeye açılışıyordu, koftiden avamî bir kabadayılıkla...
Muhteremin, Allahtan başka hiç kimseden korkusu yoktu ve sadece tek bir talebi vardı: "Kendisini satmayacak bir avukat..." Ve bu talebini birkaç kez ısrarla tekrarladı.


Avukatların, adliye koridorlarında, karnabahar satar gibi, "Haydee! Akşam pazarı bu, müvekkilin kellesi ikibuçuk lira!" diye feryat figan adam sattığı yolunda kesin bir kanaate sahip olan bu muhterem şahsiyetin, kendisinin de ucuza satılmaması hususundaki hassasiyetini tabiki anlayışla (!) karşılamak gerekiyor. Zira, bütün mevcudatı, alınıp satılabilir bir mal olarak gören birinin, herkesi satıcı olarak görmesinde de şaşırtıcı bir yan yoktur.


La havle velâ kuvvete... deyip kaç çocuğu olduğunu sordum. Ceketinin iç cebinden çıkarttığı mavili pembeli bir yığın nüfus cüzdanını "Ellerinden öperler" diyerek önüme bıraktı. Tek tek saydım, otuzbeş yaşındaki en büyüğünden beş yaşındaki en küçüğüne kadar toplam on dört çocuk !


Vay babam beline kuvvet, dölüne bereket !
"Hepsi aynı anneden mi" diye sordum. "Yook" dedi; biri nikâhlı diğer ikisi nikâhsız üç karısından olduğunu söyledi çocukların.
Sonra nüfus kâğıtlarını yeniden incelemeye başladım dikkatle. Kızlı erkekli, hepsi kavruk benizli on dört insan. İçlerinden üç tanesinin isimleri ve doğum tarihleri dikkatimi çekti.
1974 doğumlu olanın adı Ecevit !
1982 doğumlu olanın adı Evren !
1985 doğumlu olanın adı Özal !
Derin derin tahlillere, uzun ve karmaşık tariflere gerek var mı ? Üç tane nüfus kâğıdı röntgen filmi gibi gösteriyor memleket evlâdının ciğerini.


* * *

Son sekiz senedir kaç ana baba çocuklarına Tayyip ya da Erdoğan adını koydu bilmiyorum. İleride, bu türden magazinel istatistik verilere meraklı birileri çıkar araştırırsa biz de bu vesileyle sayıları öğrenmiş oluruz.
Veya önümüzdeki sekiz on sene içinde kaç ana baba, meselâ, oğullarına Mustafa, kızlarına Sarıgül adını koyar onu da Allah bilir.


* * *

"Beni satmayacak bir avukat arıyorum" densizliğiyle aslında kendisinin, haysiyet borsasındaki sürüm değerini öğrenmeye çalışan şahsiyet abidesi "baba" ya, ne mi oldu ?
Gidiş o gidiş; o günden sonra bir daha kendisini görmedim. Bir süre sonra müteahhit firmanın vekili olan arkadaşla karşılaştık, konuyu kendisi açtı. Babaya bir güzel kebap ısmarlayıp karnını doyurmuşlar, bir kat takım elbise alıp üstünü giydirmişler, cebine birkaç kuruş dünyalık ve de bir otobüs bileti koyup selametle memleketine göndermişler.
Bir "baba" nın, kendi evlâdının canı için kestiği fatura; birbuçuk porsiyon kebap, Mahmutpaşa işi bir kat elbise ve...
Dönüş için bir otobüs bileti !
Yani, iki hırtı bi pırtı...


* * *


Velhâsıl kelâm...
Mesele, berber koltuklarında ense traşına çerez misali yapılan içtimâi muhabbetlerdeki derin tespitler üzere, ahir zamanda zuhur eden fasulye, kömür, mercimek, oy eksenli basit bir değiş tokuş meselesi değildir.
Mesele, esfel-i sâfilîn mahlûkatın mayasıyla ilgili bir meseledir.
Burnumuzun direğini sızlatan o ağır kokunun sebebi de belkide budur.




23 Şubat 2010 Salı

ozanlar gecesi




Şubat ayı kültür etkinlikleri arasında yer alan Ozanlar Gecesi, büyük beğeni topladı. Halk Eğitim Merkezi Salonu’nda gerçekleştirilen gecede sahne alan; Kul Nuri, Fuat Çerkezoğlu, Erol Ergani ve Cemal Divani salonu dolduran konuklara unutamayacakları güzellikte bir gece yaşattılar.