24 Ağustos 2010 Salı
23 Ağustos 2010 Pazartesi
02-07-2010 TUFAG gösteri finali
videoları izleyemiyosanız,youtube izleme prog.indirmeniz gerekiyor...
472 0yuncu sahnede..( ufaklıkları oturttu mehmet hoca:)..alkıştaki ritme dikkat.. kamana yı da öğrendiler..hep bi ağızdan söyledik oynadık..:)) hikayeye göre kına gecesi idi bunun nedeni..damat mehmet hocamızdı..emel hn..tekrar tşk.ler..
yeğenimin sesinden
göksu nun çok güzel sesi var..hem çalıyor ,hem söylüyor.. seneye öss ye girecek ve aile olarak bizler ,hocaları ondan türkiye derecesi bekliyoruz..
19 Ağustos 2010 Perşembe
italya avuçlarımın içinde...!!!!

bi tanecik arkadaşım sem çok seyahat eder..nerdeyse dünyayı gezdi ama yalova da safran köyünü bulamamış:))))bu seyahatların birinde hediye getirdi bana bu objeyi... sana italya yı bağışlıyorum der gibi :))) sğl.sun her gittiği yerden böyle anımlık alır bana ve diğer dostlarına... oralarda da aklımdaydın hesabı..
sğl arkadaşım.. sepetçioğluuuuu bir ananın kuzusuuuuuu
devamı sende semmm:))))))))
tüllerrrrrr....
yeni bluzum


maliyet 1 lira...üretmenin zevki paha biçilemez...:))))))))))pazardaki parçacıdan aldım..çokk ünlü bir markanın (reklam olmasın diyeyazmıyorum).. henüz bitmedi.daha yakasını pervazlıcam..beline lastik ya da kemer düşünüyorum..parça arttı saçıma bant da olacak..beyaz ya da siyah pantolonla kombine hoş olur diye düşündüm..
vazo

kola bardağı idi, vazo oldu :)))alçı ve tutkal karışımını bardağa iyice sıvadım ( epey bolca) sonra spatula ile özgürce boyutlandırdım..kuruduktan sonra boya ve vernik..
buzdolabı örtüm
16 Ağustos 2010 Pazartesi
O GÜN....17 AĞUSTOS idi..
17 ağustos 1999 depreminde kamyonlar gecenin içinde kentin yıkıntılarını ilk bu alana taşıdılar.
aile albümlerimiz,çocuklarımızın oyuncakları,yorganlarımız,kırmızı sardunyalarımız,kahve fincanlarımız kamyonlara yüklendi ve martı çığlıkları içinde denize getirildi..
belleğimizi, umutlarımızı,düşlerimizi denize emanet ettik..
deniz bize her dalgada geleceğe ilişkin yaşama direnci taşıyor artık.
biz bu hüzün alanını umut ve yaşam alanına , sabır alanına dönüştürdük.
65 dönümlük enkaz alanını, geçmişi dinleyip geleceği kurmaya ortak bir yaşam alanı yaratmaya adadık..
alan üzerindeki bu heykel düzenlemesi geçmişe ve geleceğe gönderilen referanslardan oluşmuştur.
40 metre çapındaki dairesel form dünyayı,yaşamı simgelemektedir..
12 metrelik paslanmaz çelik dikey eleman günün 12 saatini, geceyi -gündüzü, yılın 12 ayını simgeler..
ve... gözyaşlarımız süzülür üstünden hergece..dostlarımızı gökyüzüne,yıldızlara taşır.
onlar hep yanıbaşımızdadırlar artık..
mozaik yolu her katedişimizde geçmişi geleceğe bağlayan bir köprüyü yürüyoruz bilmeden.
çocuklarımızın renkle,çiçekle,duyguyla döşedikleri bu yol, yeni başlangıçlara taşıyor bizleri..
ARTIK HİÇBİRŞEYİN ESKİSİ GİBİ OLMAYACAĞINI BİLİYORUZ...
aile albümlerimiz,çocuklarımızın oyuncakları,yorganlarımız,kırmızı sardunyalarımız,kahve fincanlarımız kamyonlara yüklendi ve martı çığlıkları içinde denize getirildi..
belleğimizi, umutlarımızı,düşlerimizi denize emanet ettik..
deniz bize her dalgada geleceğe ilişkin yaşama direnci taşıyor artık.
biz bu hüzün alanını umut ve yaşam alanına , sabır alanına dönüştürdük.
65 dönümlük enkaz alanını, geçmişi dinleyip geleceği kurmaya ortak bir yaşam alanı yaratmaya adadık..
alan üzerindeki bu heykel düzenlemesi geçmişe ve geleceğe gönderilen referanslardan oluşmuştur.
40 metre çapındaki dairesel form dünyayı,yaşamı simgelemektedir..
12 metrelik paslanmaz çelik dikey eleman günün 12 saatini, geceyi -gündüzü, yılın 12 ayını simgeler..
ve... gözyaşlarımız süzülür üstünden hergece..dostlarımızı gökyüzüne,yıldızlara taşır.
onlar hep yanıbaşımızdadırlar artık..
mozaik yolu her katedişimizde geçmişi geleceğe bağlayan bir köprüyü yürüyoruz bilmeden.
çocuklarımızın renkle,çiçekle,duyguyla döşedikleri bu yol, yeni başlangıçlara taşıyor bizleri..
ARTIK HİÇBİRŞEYİN ESKİSİ GİBİ OLMAYACAĞINI BİLİYORUZ...
neredesin sennnnn
deprem anıtının içinde resim galerisi var..tüm yaşananları film gibi anlatıyor..anıtın girişinde bir yazı varki ..... hele o yazı varkiii...:(((((((((((((((
resimde görülen yeşil alan ,ki- epey uzun bir sahil şeridi.. enkazlarla deniz dolduruldu..oluşturulan bu alanda deprem anıtı,çay bahçeleri,spor kompleksleri ,yürüme parkurları vs...vs...o kadar çok enkaz vardıki,yalova mızı bu enkazdan deniz temizlerdi...bazen düşünüyorumda, ya denizimiz olmasaydı???
ama birde şu gerçeğim varki kendi içimde yaşadığım... ben enkazla doldurulmuş alanda çay içemiyorum,hiç bir aktivitede bulunamıyorum...:(((
ölenlerin anısına 17 ağustos deprem anıtı...
her taraf toz bulutu...insanlar sevdiklerini arıyor....enkazdan çıkarılan kim??bizim apt.nın enkazına neden hala kurtarma ekipleri gelmedi.??..zamana karşı yaşam savaşı....yaşananlar hala o kadar canlıki hafızalarda...neeee 11 yıl mı geçmiş... yooo şaka bu...zaman bu acıyı eskitemeyecek....
15 Ağustos 2010 Pazar
14 Ağustos 2010 Cumartesi
siren sesi....
siz hiç ambulans sirenini duyduğunuzda mutlu oldunuz mu?..
17 ağustos 1999 da o kabus gecesinin ardından günlerce bir ambulans sesi umut oldu bize..o siren sesi göçük altından birinin sağ çıkması demekti..tanımasakta siren sesi yok olana dek ardından dua etmekti....
günler geçtikçe ,umutlar azaldıkça siren sesleride azaldı..ambulanslar heryerdeydi ama , sessizce görev yapıyoru artık..öyle ya .sağ değilse kurtulan sirene ne gerek vardı...
zor günlerdi,hemde çok zorrr...depremi yaşadıktan sonra gün ağardığında olayın büyüklüğünü gördük..paramız vardı cebimizde ama su alabilecek yer yoktu..bunu fırsat bilen vaziyetten vazife çıkaranlar da türedi sonra başımıza..
acı vardı,en kötüsü de bekleyiş.o gün anladım ki ölüm değildi korkutan beni.sevdiklerinin enkazda kalıp günlerce ulaşılamayışı idi..
birkaç dostum dediğim arkadaşımı kaybettim..daha birçok tanıdık....
o çok sevdiğim türkü 11 yıldır ağlatıyor beni..rahmetli arkadaşım birkaçgün görüşemediğimizde telefon açar merhaba demeden bana bu türküyü dinletirdi..tatlı dillim.....NEREDESİN SEN... anlardım onun olduğunu sen benim telefon sapığım mısın der ,gülüşürdük...
şimdi ben ona diyorum 11 yıldır NEREDESİN SEN..???
şehirdeki o malum koku,hijyen muamması köylere çıktık genelde yemek yemeye...ekmek arası allah ne verdiyse... o kerpiç evler saraydı gözümüzde değiştir deseler değişecek haldeydik o günlerde..
tek yumurta haşlayıp yollayan bile vardı gelen yardımlarda ( dağıtım işinde gönüllü çalıştım.) yardımsever halkım bu kadar duyarlıydı..ama bi yandanda herşey bedava diyerek yalova ya üşüşen diğerleri...
onlar avanta diye yardımlardan pay almaya gelirken,olayı yaşayan bizler ( en azından ailem)herhangi bir kayıbımız yok,çok şükür sağlıklıyız hiç bir yardım boğazımızdan geçmeyecek,ihtiyacı olanlar alsın diye karar aldık..
hatta arabam yalova plaka olmadığından deprem vergisi bile verdim..oysa bir dilekçe yeterliydi...
sonra inadına eğitim dedik..çadırlarda yapılan eğitim . büyük oğlum lise 2 idi o yıl..çadır çöker ,su basar..hala derim çocuklarıma bu felakete rağmen bu başarınız bana hediye..
depreme rağmen zamanın ylv bakanınında destekleriyle ( siyasi görüşü ne olursa olsun insan olarak ona çok şey borçluyuz) yarım olan okulumuzu da bitirdik..
hayat devam etti..gidenler geri gelmedi..suçlular 2-3 ayda çıktı..
rahmetli babam '' para ile satın alınmayacak değerlere sahipseniz zenginsiniz'' derdi.
gerçek kişilikler,dostluklar herşeyherşey kötü günde belli oluyor..ağladık,üzüldük,paylaştık..bu güne geldik ama ...yürekte bişiler hala kanıyor..
işte bu yüzdendir ki hala
maddi bi edinim beni hiç etkilemiyor..45 sn. de gidebilir..
bir daha yaşanmaması dileklerimle...
17 ağustos 1999 da o kabus gecesinin ardından günlerce bir ambulans sesi umut oldu bize..o siren sesi göçük altından birinin sağ çıkması demekti..tanımasakta siren sesi yok olana dek ardından dua etmekti....
günler geçtikçe ,umutlar azaldıkça siren sesleride azaldı..ambulanslar heryerdeydi ama , sessizce görev yapıyoru artık..öyle ya .sağ değilse kurtulan sirene ne gerek vardı...
zor günlerdi,hemde çok zorrr...depremi yaşadıktan sonra gün ağardığında olayın büyüklüğünü gördük..paramız vardı cebimizde ama su alabilecek yer yoktu..bunu fırsat bilen vaziyetten vazife çıkaranlar da türedi sonra başımıza..
acı vardı,en kötüsü de bekleyiş.o gün anladım ki ölüm değildi korkutan beni.sevdiklerinin enkazda kalıp günlerce ulaşılamayışı idi..
birkaç dostum dediğim arkadaşımı kaybettim..daha birçok tanıdık....
o çok sevdiğim türkü 11 yıldır ağlatıyor beni..rahmetli arkadaşım birkaçgün görüşemediğimizde telefon açar merhaba demeden bana bu türküyü dinletirdi..tatlı dillim.....NEREDESİN SEN... anlardım onun olduğunu sen benim telefon sapığım mısın der ,gülüşürdük...
şimdi ben ona diyorum 11 yıldır NEREDESİN SEN..???
şehirdeki o malum koku,hijyen muamması köylere çıktık genelde yemek yemeye...ekmek arası allah ne verdiyse... o kerpiç evler saraydı gözümüzde değiştir deseler değişecek haldeydik o günlerde..
tek yumurta haşlayıp yollayan bile vardı gelen yardımlarda ( dağıtım işinde gönüllü çalıştım.) yardımsever halkım bu kadar duyarlıydı..ama bi yandanda herşey bedava diyerek yalova ya üşüşen diğerleri...
onlar avanta diye yardımlardan pay almaya gelirken,olayı yaşayan bizler ( en azından ailem)herhangi bir kayıbımız yok,çok şükür sağlıklıyız hiç bir yardım boğazımızdan geçmeyecek,ihtiyacı olanlar alsın diye karar aldık..
hatta arabam yalova plaka olmadığından deprem vergisi bile verdim..oysa bir dilekçe yeterliydi...
sonra inadına eğitim dedik..çadırlarda yapılan eğitim . büyük oğlum lise 2 idi o yıl..çadır çöker ,su basar..hala derim çocuklarıma bu felakete rağmen bu başarınız bana hediye..
depreme rağmen zamanın ylv bakanınında destekleriyle ( siyasi görüşü ne olursa olsun insan olarak ona çok şey borçluyuz) yarım olan okulumuzu da bitirdik..
hayat devam etti..gidenler geri gelmedi..suçlular 2-3 ayda çıktı..
rahmetli babam '' para ile satın alınmayacak değerlere sahipseniz zenginsiniz'' derdi.
gerçek kişilikler,dostluklar herşeyherşey kötü günde belli oluyor..ağladık,üzüldük,paylaştık..bu güne geldik ama ...yürekte bişiler hala kanıyor..
işte bu yüzdendir ki hala
maddi bi edinim beni hiç etkilemiyor..45 sn. de gidebilir..
bir daha yaşanmaması dileklerimle...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



