benim can arkadaşım,ekip arkadaşım,yiğit arkadaşım yalova da çok başarılı bir hukukçu..köşe yazarlığı da var başarıları arasında..yeni yazısı muhteşem..şu gurbet günlerimde çok gurur duydum.
sem' cim yeni yazın muhteşem,kalemine sağlık. 2 kez üstüste okudum..tebrikler arkadaşım...haa bu arada '' pek sayın rektör '' tanımlaman ço...k hoşuma gitti :)))
işte o köşe yazısı
Döve Döve' mi Yoksa !!!
TİGEM arazisinden 970 dönümlük bir alanın Yalova Üniversitesi' ne tahsisi nedeniyle Ziraat Mühendisleri Odası tarafından Bursa İdare Mahkemesi'nde açılmış olan dava henüz görülmekte iken, üniversitenin pek sayın sayın rektörü dijital bir hassasiyetle skoru, pardon çıkacak kararı % 99,76' lık bir hassasiyetle tahmin etmişti.
Tahmini aynen tuttu, mahkeme davanın reddine karar verdi.
Yapılan açıklamanın Türk Ceza Kanunu' na göre açıkça suç oluşturduğunu yazmamıza karşın, bu güne kadar bir Cumhuriyet Savcısının rektörü çağırıp “Beyefendi, mahkemenin henüz açıklanmamış kararı hakkındaki bu keskin tahminlerinizin dayanağı olan duyumlarınızın kaynağını açıklarmısınız “ diye bilgisine başvurduğunu duymadık.
* * *
Pek sayın rektör, geçenlerde bir gazeteye yaptığı açıklamada da oldukça yine ilginç bir benzetme yapmış. Termal' de bulunan rehabilitasyon merkezini Yalova Üniversitesi' ne devralacaklarını ve ileride kurulacak bir tıp fakültesi bünyesinde değerlendireceklerini söylemiş.
Çürümekte olan bir tesisin sahiplenilerek üniversite ya da bir başka kurum tarafından amacına uygun olarak kullanılmasına kimin ne itirazı olabilir.
Ancak rektör bey, bu açıklamasında öyle bir üslup kullanmış ki, bu ifadenin bir üniversite rektörünün mü yoksa bir kenar mahalle lümpeninin mi ağzından çıktığını anlamak mümkün olmuyor.
Rehabilitasyon merkezini “Döve döve” alacaklarını söylemiş beyefendi !
“Döve döve” nin ne anlama geldiğini açıklamak için de bir Nasreddin Hoca fıkrası anlatmış.
Efendim, Nasreddin Hoca Ramazan' da çok acıkmış, yemek yemek istemiş ancak lokantalar kendisine yemek vermemişler. Çok aç olan hoca da bir helvacıya dalmış ve hızla helvaları yemeye başlamış. Bunu gören helvacı da hocaya güzel bir sopa atmış. Bunun üzerine hoca da, “ Ne güzel bir yer burası yahu adama döve döve helva yediriyorlar “ demiş.
Rektör ile söyleşiyi yapan muhabir, bu zeka fukarası fıkrayı dinledikten sonra, salt rektöre ayıp olmasın diye zorlama bir “Kih kih” sesi çıkartmış mıdır bilmiyorum. Fakat benim, bir üniversitenin en üst düzey yöneticisinin kullandığı üslup ve espri düzeyi açısından ülkem adına yüzüm kızardı.
* * *
İfadeyi neresinden tutarsanız tutun lime lime dökülüyor.
Sırayla gidelim:
Bakımsızlıktan dökülen bir rehabilitasyon merkezinin Yalova Üniversitesi tarafından sahiplenilmesine karşı çıkan birileri mi var. Yani “Biz orayı Yalova Üniversitesi bünyesinde kuracağımız tıp fakültesi için ihya edeceğiz” dediniz de birileri “Hayır olmaz, biz oraya tavuk çiftliği kuracağız ” mı dedi ?
Ve bu birileri “Hayır olmaz” dediği için mi, siz de “Döve döve alırız” dediniz ?
Veya tam tersine; siz orayı almak istemiyorsunuz da birileri size “ Burayı alın, yoksa biz döve döve aldırmasını biliriz” mi dedi ? ( Ki, anlattığınız Nasreddin Hoca fıkrasının mantıksal kurgusuna bu seçenek daha uygun düşüyor)
Sonuç olarak, rektörün anlattığı bu hikayede kimin kimi ve ne için döveceği belli değil, dolayısıyla anlatımın mantıksal ve dramatik kurgusu ilkokul müsameresi düzeyinde; bu da onun kişisel sorunu.
* * *
Sayın rektör; biz hiç kimseyi helva (siz rehabilitasyon merkezi olarak okuyabilirsiniz) yüzünden dövmeyiz; yeterki o helva halkımıza şifa olsun.
Ve biz, hiç kimseye de döverek helva yedirmeyiz; bu da kulağınıza küpe olsun.
* * *
Bir noktanın daha altını çizerek bitiriyorum. Siz her ne kadar zorlama / uydurma bir Nasreddin Hoca fıkrasına atıfla “Döve döve” ifadelerini kullanmışsanız da, memleketimizin argo literatüründe “Döve döve” deyiminden çok, varoş ve tribün terminolojisinin agresif seksüel vurgusuyla daha kaba bir ifade kullanılır. Bunu sizin bilinçdışınızın dışavurumu olarak kabul ediyoruz, üslubunuzdan öyle algılıyoruz ve bu da sizin ayıbınız olsun diyoruz.