oğlum çok sever bu kurabiyeyi bu akşam yaptım ona(daha önce tarifini vermiştim.)
yarın (17 eylül cuma ) geliyor ..çok şükür bitti askerlik..izin kullanmadığı için 12+1 gün erken geliyor..
kısa dönem yaptığı halde çok uzun geldi çokk..
yemin töreninden beri görmüyorum..burnumda tütüyor..sabah bi olsa diyorum..anne bindim otobüse diye bi arasa diyorum..
türkünün dediği gibi gün güne ekleniyormuş..
sevinçliyim,gururluyum ama neden ağlamaya meyilliyim bugün??
tüm askerlerimize,askere gideceklere hayırlı teskereler diliyorum..
16 Eylül 2010 Perşembe
14 Eylül 2010 Salı
babam...
Turgenyev’in “Babalar ve Oğullar”ında Bazarov’un dediği gibi “Ölüm eski bir şey ama herkes için yenidir.”
Babam öldü benim.
Biliyorum, bunu yaşayan ne ilk ne de son kişiyim.
Ama bana öyle gibi geliyor.
Sanki kimsenin babası ölmemiş, ölmezmiş, bir tek benimki bu dünyadan göçüp gitmiş gibi...
Tanıdığım, en az benim kadar tezcanlı tek insandı.
Gidişi de öyle oldu.
Neredeyse sinyalsiz.
Aniden. Hızla.
Beni alıştırmadan, ihtimali aklıma getirmeden, uzaklarda olduğumdan ona doymama fırsat vermeden.
Ağzından son bir kez “Güzel kızım”ı duyamadan.
Hiç şüphem yok, babam beni bu hayatta en çok seven adamdı.
Ne beni o kadar seven bir adam daha çıkar. Ne de ben bir adamı onu sevdiğim kadar severim...
Tanıdığım en iyi kalpli insandı.
Farkında olmadan kendi çemberime dahil ettiğim insanlarda öncelikle iyi bir yürek aradım. Aynen onunki gibi.
Yüreğini sevmediklerimi derhal hayatımdan çıkardım. Eksikliklerini de hiç hissetmedim. Bunu babamdan öğrendim.
Alışırsın, diyorlar.
Alışmam, alışamam.
Kanadı kırılmış kuş gibiyim, bir daha hiç uçamayacak...
Kuyruğu kesilmiş kedi gibiyim, dengeyi kaybettiğinden dört ayak üstüne düşemeyecek...
Hayatta hep bir anlam aradım.
Şimdi iyiden iyiye anlamsızlaştı.
Ne diyeyim?
Dilerim son sürat gittiğin yerde bir anlam vardır.
Sahipsiz kaldım babam.
.................................................................................................................................
DoğruLarımı götürecek yanlışlar yapmadım hayatta . . .
Çok sıkıştığım yerde boş bıraktım hep . . .
Kimsenin doğrusunu götürmedim . . .
Kimsenin yanLışı olmadım . . .
Babam öldü benim.
Biliyorum, bunu yaşayan ne ilk ne de son kişiyim.
Ama bana öyle gibi geliyor.
Sanki kimsenin babası ölmemiş, ölmezmiş, bir tek benimki bu dünyadan göçüp gitmiş gibi...
Tanıdığım, en az benim kadar tezcanlı tek insandı.
Gidişi de öyle oldu.
Neredeyse sinyalsiz.
Aniden. Hızla.
Beni alıştırmadan, ihtimali aklıma getirmeden, uzaklarda olduğumdan ona doymama fırsat vermeden.
Ağzından son bir kez “Güzel kızım”ı duyamadan.
Hiç şüphem yok, babam beni bu hayatta en çok seven adamdı.
Ne beni o kadar seven bir adam daha çıkar. Ne de ben bir adamı onu sevdiğim kadar severim...
Tanıdığım en iyi kalpli insandı.
Farkında olmadan kendi çemberime dahil ettiğim insanlarda öncelikle iyi bir yürek aradım. Aynen onunki gibi.
Yüreğini sevmediklerimi derhal hayatımdan çıkardım. Eksikliklerini de hiç hissetmedim. Bunu babamdan öğrendim.
Alışırsın, diyorlar.
Alışmam, alışamam.
Kanadı kırılmış kuş gibiyim, bir daha hiç uçamayacak...
Kuyruğu kesilmiş kedi gibiyim, dengeyi kaybettiğinden dört ayak üstüne düşemeyecek...
Hayatta hep bir anlam aradım.
Şimdi iyiden iyiye anlamsızlaştı.
Ne diyeyim?
Dilerim son sürat gittiğin yerde bir anlam vardır.
Sahipsiz kaldım babam.
.................................................................................................................................
DoğruLarımı götürecek yanlışlar yapmadım hayatta . . .
Çok sıkıştığım yerde boş bıraktım hep . . .
Kimsenin doğrusunu götürmedim . . .
Kimsenin yanLışı olmadım . . .
geçmiş olsun...
bu kaçıncı kaza..ido kaptan alırken hangi kriterlere bakıyor merak ediyorum..2 arkadaşımda yolcu idi.şükür birşeyleri yok..tabi korku, panik havasını saymazsak..
18.30 da kartaldan kalkan deniz otobüsü19.10 da yalova iskelesine yanaşacağına ,resmen iskeleye çıkmış... diğer yaralılara geçmiş olsun diyorum..
istanbul a gitmek için deniz otobüsünü tercih ediyorum..yenikapı-yalova ya pek işim düşmüyor..ama yalova -kartal ya da yalova- pendik le sık yolculuk ediyorum..
kazalar bir yana bi sorunumuz daha varki geçen basında da çıktı..ido da sürekli tek kanal tv izleniyor..yaklaşık kartal 35 dak..pendik45 dak..bu yolculuk süresince
yolcuları tek kanal izlemeye mecbur tutan bu zihniyeti kınıyorum..kapatmayı da kabul etmiyorlar üstelik:))
oğlumun düğün hazırlıkları için bugünlerde istanbul a sık gideceğim,tabiki ido ile..ne diyeyim allah beni ve yolcuları korusun ,
13 Eylül 2010 Pazartesi
zerde
bu da bayram tatlısı
kardeşimin eşi bir markanın hazır zerdesini yaptırmış..hiç beğnmemişler..ben size yaparım diye söz vermiştim.ya gerçekten çok beğendiklerinden, ya da nezaketen bilemem..ilk yaptığım zerde çok övgü aldı..:)
2 yemek kaşığı safran
2,5 su bardağı şeker
2 çorba kaşığı gül suyu
2 çorba kaşığı kuş üzümü
1 su bardağı pirinç
1 çorba kaşığı dolmalık fıstık
2 çorba kaşığı nişasta
tarçın
bir tencereye 7-8 ardak su koyup pirinçleri yumuşatıyoruz.nişastayı 1 su bardağı su ile eritip pirince ekliyoruz.sonra diğer malzemeleri de ekliyoruz bi kaç taşım kaynatıyoruz.
kaselere boşaltıp biraz soğuyunca üzerini tarçın,kuş üzümü ,fıstık süslüyoruz.
malzeme listesinde verdiğim kuş üzümü,fıstık pişerken kullandığım ölçüler..üzerini süslemek içn kullandığınız miktar size kalmış.
not:1 gece buzdolabında bekletilirse tam kıvamını alıyor..ilk baştaki az sulu hali korkutmasın..
afiyet olsun...
revani
2 Eylül 2010 Perşembe
ateş ve su
...
Ateş bir gün suyu görmüş yüce dağların ardında
sevdalanmış onun deli dalgalarına.
Hırçın hırçın kayalara vuruşuna,
yüreğindeki duruluğa
Demiş ki suya:
Gel sevdalım ol,
Hayatıma anlam veren mucizem ol...
Su dayanamamış ateşin gözlerindeki sıcaklığa
al demiş;
Yüreğim sana armağan...
Sarılmış ateşle su birbirlerine
sıkıca, kopmamacasına...
Zamanla su, buhar olmaya,
ateş, kül olmaya başlamış.
Ya kendisi yok olacakmış, ya aşkı...
Baştan alınlarına yazılmış olan kaderi de
yüreğindeki kederi de
alıp gitmiş uzak diyarlara su...
Ateş kızmış, ateş yakmış ormanları...
Aramış suyu diyarlar boyu,
günler boyu, geceler boyu
Bir gün gelmiş, suya varmış yolu
Bakmış o duru gözlerine suyun,
biraz kırgın, biraz hırçın.
Ve o an anlamış;
aşkın bazen gitmek olduğunu.
Ama gitmenin yitirmek olmadığını.
Ateş durmuş, susmuş, sönmüş aşkıyla.
İşte o zamandan beridir ki:
Ateş sudan, su ateşten kaçar olmuş.Hırçın hırçın kayalara vuruşuna,
Ateşin yüreğini sadece su,
Suyun yüreğini
Sadece ateş alır olmuş...
can yücel
Ateş bir gün suyu görmüş yüce dağların ardında
sevdalanmış onun deli dalgalarına.
Hırçın hırçın kayalara vuruşuna,
yüreğindeki duruluğa
Demiş ki suya:
Gel sevdalım ol,
Hayatıma anlam veren mucizem ol...
Su dayanamamış ateşin gözlerindeki sıcaklığa
al demiş;
Yüreğim sana armağan...
Sarılmış ateşle su birbirlerine
sıkıca, kopmamacasına...
Zamanla su, buhar olmaya,
ateş, kül olmaya başlamış.
Ya kendisi yok olacakmış, ya aşkı...
Baştan alınlarına yazılmış olan kaderi de
yüreğindeki kederi de
alıp gitmiş uzak diyarlara su...
Ateş kızmış, ateş yakmış ormanları...
Aramış suyu diyarlar boyu,
günler boyu, geceler boyu
Bir gün gelmiş, suya varmış yolu
Bakmış o duru gözlerine suyun,
biraz kırgın, biraz hırçın.
Ve o an anlamış;
aşkın bazen gitmek olduğunu.
Ama gitmenin yitirmek olmadığını.
Ateş durmuş, susmuş, sönmüş aşkıyla.
İşte o zamandan beridir ki:
Ateş sudan, su ateşten kaçar olmuş.Hırçın hırçın kayalara vuruşuna,
Ateşin yüreğini sadece su,
Suyun yüreğini
Sadece ateş alır olmuş...
can yücel
1 Eylül 2010 Çarşamba
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)