28 Mayıs 2010 Cuma

SEVGİLERDE



Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.

Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya herşeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı
Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telaşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.

Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vakit olmadı

  Behçet Necatigil

27 Mayıs 2010 Perşembe

BEŞİKTAŞ - İSTANBUL

beşiktaş sadece takım değil..doğup ,büyüdüğüm ,okulumun adı ( beşiktaş kız lisesi ) çocuklarımın doğduğu vs...vs...
hayatımın önemli kesitlerini yaşadığım yer...
bu yüzdendir ki BEŞİKTAŞ denince önce semt,sonra takım geliyor.. tabiki  BJK liyim..aslımı inkar edememki:))

ortaköyde kumpir yemek,motorla karşıya -üsküdar a geçmek,ya da kadıköy e....boğazda balık yemek..
beşiktaş lı olmaktan gururluyum ..(semt olarak ).. bjk li olmaktan da daha bi gururluyum..

24 Mayıs 2010 Pazartesi

O DÖNMEDEN ÖNCE

Geceleyin benden ayrılır ruhum,
Dönünceye kadar açık kalır cam.
Uyanık, başımın ucunda bir mum,
Beklerim, beklerim böyle her akşam.

Bilmesem de nereye gidiyor ruhum,
Bütün gece sessiz, eriyip de mum,
Sabah olduğunu çok biliyorum;
Biliyorum, bu bir sonsuz helecan.

Besbelli bir ömür böyle sürecek,
O öyle uçarı, ben böyle ürkek;
Bir gün ya bilerek, ya bilmeyerek,
O dönmeden önce camı kapayacağım.

Ahmet Kutsi Tecer

20 Mayıs 2010 Perşembe

güllerrr...

dün epey bir kalabalık misafirim vardı..( hala allah kavuştursun ziyaretleri)..bu yüzden kapının çalınması ne güzel.ne çok dostum, sevenim varmış. haa bu arada adım '' asker anası '' kalcak gibi :))
dün gelenlerde o kadar çok gül getirmişki... bu gülleri paylaştım çünkü inanılmaz kokuyorlar.. evin heryerine koydum vazolara resimdeki sadece biri..
güller merkez ilçeye bağlı samanlı dan.. zaten ilimiz çiçekçiliği ile ünlü..ama inanın ben böyle kokan gül ilk kez gördüm..
ilimize mi ait bir adet bilmiyorum..her allah kavuştursuna gelen,askerime havlu getiriyor...o kadar çok havlusu olduki şimdiden ,oğlanın çeyizi hazır :))))

sana bakmak...

sen bana ışık ver yeter
bende filiz çok
köklerim içimde gizlidir
gelen giden açan soran bere budak yok
bir şiir istersin
“içinde benzetmeler olan”
kusura bakma sevgilim
heybemde sana benzeyecek kadar
güzel bir şey yok


uzun bir yoldan gelen
tedariksiz katıksız bir yolcuyum
yaralı yarasız sevdalardan geçtim
koynumda bir beyaz kağıt boşluğu
her şeyi anlattım
olan olmayan acıtan sancıtan
bilsem ki sana varmak içindi
bütün mola sancıları
bütün stabilize arkadaşlıklar
daha hızlı koşardım
severadım gelirdim
gözlerinin mercan maviliğine



sana bakmak
SUya bakmaktır
sana bakmak
bir mucizeyi anlamaktır



sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
aşk sorgusunda şahanem
yalnız kelepçeler sanıktır
ne yazsam olmuyor
çünkü bilenler hatırlar
hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar
bahçıvanlar değil tüccarlardır
sen öyle göz
sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
sen teninde cennet kayganlığı iken
sana şiir yazmak ahmaklıktır

bir tek söz kalır
dişlerimin arasından
ben sana gülüm derim
gülün ömrü uzamaya başlar


verdiğim bütün sözler
sende kalsın isterim
ben sana gülüm derim
gül sana benzediği için ölümsüz
yazdığım bütün şiirler
sana başlayan bir kitap için önsöz


sana bakmak
bir beyaz kağıda bakmaktır
her şey olmaya hazır
sana bakmak
suya bakmaktır
gördüğün suretten utanmak
sana bakmak
bütün rastlantıları reddedip
bir mucizeyi anlamaktır
sana bakmak
allah’a inanmaktır

yılmaz erdoğan

teşekkürler....

19 Mayıs 2010 Çarşamba

cat stevens - Lady D'arbanville

18 Mayıs 2010 Salı

sonunda bitttiiiiiiiiiii.........:)))))))))))

umduğumdan önce bitti. şimdilik 2 parça..orta sehpaya da mı yapsam diye düşünüyorum..( iş arıyorum kendime !!!)
resimleri çekerken yüzümün görünmesini istemedim.bu yüzden çekmekte zorlandım. hep aynanın yüzünden.onun için fazla resim koydum.:)....
resimleri tıklarsanız büyük halini görürsünüz.






takımın fiskosu da bitti....

17 Mayıs 2010 Pazartesi

koşulsuz HAYIR....


rahmetli babamın bir sözü vardı..kardeşim ve beni alır karşısına, saatlerce sohbet ederdik..ne mutlu anlarmış onlar..konu hakkında düşüncemizi -ona karşı da olsa söyleyebilmemizi çok severdi.tabiki saygıyla..seni çok özlüyorum baba..sarı kızın -kara kızın senin kızın olmaktan gurur duyuyor...

zeki abinin son yazısını okuyunca babamın o dilinden düşürmediği söz geldi aklıma

inanma insanların samimiyetine
menfaat için gelirler vecde
vaat etmese cennetini
allaha bile etmezler secde...


aksa nın yalova için yaptığı yardımlar bu sözü doğruluyor.. bikaç okula ,derneğe vs..yardım yaparak insanların yaşamlarını çalmaya kimin ne hakkı var

http://www.yalova77.com/koseyazisi/593/zeki-ocal/yalova-dan-aksa-k-temsil-heyeti-ne.html

15 Mayıs 2010 Cumartesi

mutfağıma saat


promasyon saatti bu.. bu şekilde kullanamayacağımdan uzun süredir bi köşede bekliyordu.camını söktüm. reklam çok dağınıktı..tel nosu adı vs.....kumaş çiçekleri kestim ,yapıştırdım,reklamı kapatttım..camı tekrar taktım..mutfağım saatlendi :)))

banyoma sabunluk


eskiden bu makromeler ne modaydı..geçenlerde elime geçti,ne yapayım diye düşünürken yedek sabunlarımı koyayım dedim..hem sabunlar açıkta olunca ,banyo da güzel kokar dedim..:))
eski rondomun cam kasesini de içine koydum...içine renk renk sabunlar koyacağım...

14 Mayıs 2010 Cuma

yılın buluşu....:)) !!!!!

işte derzlerin boyanmasından sonraki banyonun görünümü...pırıl pırıl oldu..boyarken taşan boyaları silmek biraz vakit aldı ama,değdi..temizlik güzel şey...hele hijyen olmazsa olmaz..


kabul ediyorum ve yıllardır tescillendi..fayans aralarındaki kir ve sararmalara tahammülüm yok.ben tam bir derz manyağıyım..yıllardır kullanmadığım şey kalmadı,eski diş fırçasıyla o meşhur temizliyicilerle ov ov dur..ama hiç biri istediğim sonuca varmadı. askerdeki oğlum bu fikri verdi.( acıdı çocuk halime sanırım):))
temizlemeye çalışma, boya anne dedi.. aman tanrım bunca yıl neden düşünemedim, ya da neden daha önce söylemedi...
aldım elime suluboya fırçasını , derzleri boyadım.evde tavan boyası vardı ama plastik boyayı da tavsiye ettiler.deneyen varsa önerileri bekliyorum.. duvar derzlerini de boyadım..
banyom yer ve duvarlar SU YEŞİLİ resimde farklı renk çıkmış :(((
bakalım sildikçe nolcak..
sevdim ben bu işi.sırada mutfak ve küçük balkon var...


12 Mayıs 2010 Çarşamba

sahi mi ????

Herşey bir sokak çocuğunun elini cebine sokabildiği kadar boş.Öznesi olmayan cümleler kadar değersiz.Ve senin '' naber'' soruna '' iyilik '' dediğim kadar yalan...

boncuk işleme






ne zaman biter bilmem...evde vardı bu kumaş. pazardan 1 liraya alınan parçalardan :))yine stokta bulunan şifonda bulunan desenleri tektek kestim,desen oluşturdum..sonrada kafama göre işledim-işliyorum...altınsarısı pul boncuk-kum boncuk ,yeşil tonlarında boru boncuk kullandım..umarım biter,bitmiş halini resimlerim...haa tek parça olmayacak :(((((

üçü bir arada... musakka







musakkayı hep tek sebze ( özellikle patlıcan ) ile yapardım.. bu oğlumun fikri idi..anne birde böyle dene dedi..eeee oğlum isterde yapmam mı..:))
önce kızarttım.. tabiki patlıcanlar bi süre tuzlu suda bekledi..patlıcan-kabak ve patatesleri aynı şekilde doğradım..sonra kızarttım..ayrı bir kapta kıyma,soğan,maydanoz karabiber vs.. üstüne dökmek için hazırladım..üstünü biber ve domatesle süsledim.fırınladım..
değişik oldu.her zevke ugun..:)))

9 Mayıs 2010 Pazar

kelimelerin dansı...

canım arkadaşım sem in eşi, ağabeyimiz yazılarına nihayet tekrar başladı.. gerçekten özlemişiz..



Zeki ÖÇAL

" Yazarın biyografisi "

Nüfus Kâğıdı

17 Nisan 2010 Cumartesi
Okunma sayısı : 187

"Beni satmayacak bir avukat arıyorum" diye lâfa girdi.


On iki ya da on üç sene öncesi, Yalova da bir kurumun alt yapı işlerini üstlenen müteahhit firmanın, iş güvenliği önlemleri konusunda işi ciddiye almaması nedeniyle meydana gelen toprak çökmesi sonucu göçük altında kalarak ölen iki işçiden genç olanın babasıydı. Altmış yaşlarındaydı; orta boylu, seyrelmiş saçlarının genişlettiği alnındaki boncuk boncuk terleri mendiliyle silmeye çalışıyordu.
Diri diri toprağa gömülen yirmi iki yaşındaki çocuğunun hesabını sormaya (!) gelmişti, yüzlerce kilometre ötedeki şehrinden. Yuvalarının içinde, ateş saçarak fıldır fıldır dönen gözlerinden, hırsla açılıp kapanan burun kanatlarından, bu işin sonuna kadar gitmeye fevkalade azimli (!) olduğu anlaşılıyordu.


Hatta, " Karşısına Cumhurbaşkanı - konuyla ne ilgisi varsa- bile çıksa takmayacağına!!!, sonuna kadar gideceğine" , ilişkin kararlılığını (!) boğazından çatlayarak çıkan paslı gaz tenekesi tınısında bir sesle de te'yid etmeye açılışıyordu, koftiden avamî bir kabadayılıkla...
Muhteremin, Allahtan başka hiç kimseden korkusu yoktu ve sadece tek bir talebi vardı: "Kendisini satmayacak bir avukat..." Ve bu talebini birkaç kez ısrarla tekrarladı.


Avukatların, adliye koridorlarında, karnabahar satar gibi, "Haydee! Akşam pazarı bu, müvekkilin kellesi ikibuçuk lira!" diye feryat figan adam sattığı yolunda kesin bir kanaate sahip olan bu muhterem şahsiyetin, kendisinin de ucuza satılmaması hususundaki hassasiyetini tabiki anlayışla (!) karşılamak gerekiyor. Zira, bütün mevcudatı, alınıp satılabilir bir mal olarak gören birinin, herkesi satıcı olarak görmesinde de şaşırtıcı bir yan yoktur.


La havle velâ kuvvete... deyip kaç çocuğu olduğunu sordum. Ceketinin iç cebinden çıkarttığı mavili pembeli bir yığın nüfus cüzdanını "Ellerinden öperler" diyerek önüme bıraktı. Tek tek saydım, otuzbeş yaşındaki en büyüğünden beş yaşındaki en küçüğüne kadar toplam on dört çocuk !


Vay babam beline kuvvet, dölüne bereket !
"Hepsi aynı anneden mi" diye sordum. "Yook" dedi; biri nikâhlı diğer ikisi nikâhsız üç karısından olduğunu söyledi çocukların.
Sonra nüfus kâğıtlarını yeniden incelemeye başladım dikkatle. Kızlı erkekli, hepsi kavruk benizli on dört insan. İçlerinden üç tanesinin isimleri ve doğum tarihleri dikkatimi çekti.
1974 doğumlu olanın adı Ecevit !
1982 doğumlu olanın adı Evren !
1985 doğumlu olanın adı Özal !
Derin derin tahlillere, uzun ve karmaşık tariflere gerek var mı ? Üç tane nüfus kâğıdı röntgen filmi gibi gösteriyor memleket evlâdının ciğerini.


* * *

Son sekiz senedir kaç ana baba çocuklarına Tayyip ya da Erdoğan adını koydu bilmiyorum. İleride, bu türden magazinel istatistik verilere meraklı birileri çıkar araştırırsa biz de bu vesileyle sayıları öğrenmiş oluruz.
Veya önümüzdeki sekiz on sene içinde kaç ana baba, meselâ, oğullarına Mustafa, kızlarına Sarıgül adını koyar onu da Allah bilir.


* * *

"Beni satmayacak bir avukat arıyorum" densizliğiyle aslında kendisinin, haysiyet borsasındaki sürüm değerini öğrenmeye çalışan şahsiyet abidesi "baba" ya, ne mi oldu ?
Gidiş o gidiş; o günden sonra bir daha kendisini görmedim. Bir süre sonra müteahhit firmanın vekili olan arkadaşla karşılaştık, konuyu kendisi açtı. Babaya bir güzel kebap ısmarlayıp karnını doyurmuşlar, bir kat takım elbise alıp üstünü giydirmişler, cebine birkaç kuruş dünyalık ve de bir otobüs bileti koyup selametle memleketine göndermişler.
Bir "baba" nın, kendi evlâdının canı için kestiği fatura; birbuçuk porsiyon kebap, Mahmutpaşa işi bir kat elbise ve...
Dönüş için bir otobüs bileti !
Yani, iki hırtı bi pırtı...


* * *


Velhâsıl kelâm...
Mesele, berber koltuklarında ense traşına çerez misali yapılan içtimâi muhabbetlerdeki derin tespitler üzere, ahir zamanda zuhur eden fasulye, kömür, mercimek, oy eksenli basit bir değiş tokuş meselesi değildir.
Mesele, esfel-i sâfilîn mahlûkatın mayasıyla ilgili bir meseledir.
Burnumuzun direğini sızlatan o ağır kokunun sebebi de belkide budur.




8 Mayıs 2010 Cumartesi

oğlumun yemin töreni - kütahya,7 mayıs 2010



















7 mayısta ( dün)kuzumun acemiliğini yaptığı kütahya ya gittik,yemin törenine katıldık...çok güzel bir tören oldu.katılım çok fazla idi. kütahya nın tüm protokolu ordaydı.( vali,beld başk.vs...)
gurur vardı, özlem vardı, bolcada gözyaşı..:)
arabaları içeri almadılar ama dışarda askerler park bekçiliği yaptı.içerde hemen cep telleri kapatmamız istendi ( zaten çekmiyordu)
KÜTAHYA HAVA ER EĞT.TUGAYI çok büyük bir alanda. nizamiyeden girdikten sonra otobüslerle aileleri taşıdılar.git git bitmiyor.
onbaşı sınavını geçti.sonra çavuşluk sınavı derken( onbaşı sınavını verenler,çavuş sınavına giriyormuş ) çavuş oldu:)) kısa dönemde de oluyormuş demek,daha neler öğreneceğiz..
eee kütahya ya gidersinde çini - porselen mağazalarını gezmeden gelmek olmaz ..reklam olmasın diye yazmıyorum..ama çok harika yemek takımları var.piyasadanda ucuz.hatta yanında kahvaltı seti hediye..kargo ile yolluyolarmış.
aslında çok daha uzun gezerdim porselenleri ama oğlan 1 gün yol izni alarak bizimle geldi..kirli çamaşırları vardı ve biran önce eve gelip yıkamalıydım.çavuşluk pırpırı dikildi cebe ve kola :)).zira cumartesi saat 11 de gitti.( bugün)..
evettttt acemilik bitti.hayırlısınla tezkeresini alsın gelsin eylül sonu..
gençlerimizle gurur duydum.hepsi ünv mezunu pırıl pırıl..yolları açık olsun.atatürk ilkelerine bağlı,çağdaş,laik,vatanını seven bir nesil oldukça ........................
tüm evlatlarımıza hayırlı teskereler diliyorum.

ağır roman-TUFAG

kostümlü prova
festivalde roman ı gençler oynadı. provalarda eksik olan oyuncu olunca o an birisi yerine oynar. joker olur,kareograf böylece şaşmaz..acaba bu kostümlü provanın bilmem kaçıncı tekrarında kim oynamış????:))))))))))
mehmet hocanın olağanüstü çabası ..mikrofonla komut veriyo -sıkışmayın ,öne çıkmayın vs...olmuyor sahneye çıkıyor birebir komuta:))))) ahhh mehmet senin sabrının,emeğinin hakkını nasıl verceğiz...
sahnenin önünde oynayan miniklere dikkatinizi çekerim.tufag böle bir yer işte..7 den 70 e herkes her oyunu bilir.alt yapıdan yetişiyor minikler.durup izlemek yerine ,oynayarak izliyorlar..sevdanın adı bu...
:))))